Zamanın maziye doğru hızla akışı bir türlü durdurulmuyor. Yıllarca durmadan akıp giden dere ve ırmaklar gibi görevini ifa ediyor. Neler neler peşlerine takıp götürdüklerine baktığımızda bu gidenlerin yerleri dolmuyor. Taşmalar sonucu kabaran dereler çevrelerinde ne buluyorsa alıp son menzile uçuruyor. Gidenleri sağdan soldan toplayarak harman edip denizlere taşıyan suların bitmesi gelmiyor. Küçük pınarlardan, toprağın altından fışkırarak insanlara ab-ı hayat sunan sular. Yaradanın, yaradınlanlara sunduğu sonsuz şükür vesilesi nimet... Gelecek yüz yıllarda bugünden kavgası yapılan hayat kaynağı sular. Biz, her ne kadar yokluğunu hatırlatmadığımız için kadri kıymetini bilemiyoruz. Doğuda beş kilometre uzaklardan bizim döktüğümüzü içmek için nelere katlanılıyor. Hayat da aynen böyle değilmi? Sağlıklı iken hastalığı aklımıza getirmeyiz. Hasta olunca sağlığın değerini anlarız. Varlıklı iken yoksulluğun, yoksulluk çektiğimizde varlığın kıymetini bilemiyoruz. Ne olana şükür, ne de olmayana sabır etmeyi bir türlü beceremiyoruz. Hırs ve tamah uğruna hem dünyamızı hemde ahiretimizi kaybediyoruz. Boşa geçen ömür ve zamana ne demeliyiz. O, da tıpkı dereler gibi dünyadan ve insanlardan neler alıp götürüyor. Bir türlü yerine konamayan gençlik yılları... Acı ve tatlı yaşanmış binlerce hatıraları.... Yoksulluk, fakirlik ve kimsesizlerin hal ve gidişleri... Saat’in tık taklarıyla tükenen gün ve geceler.... Bitmeyen karanlıklar.... Olması için beklenen sabahlar..... Baharlar, yazlar, sonbaharlar ve kışlar gelip geçiyor... Ömrümüzden her gün kopardığımız takvim yaprakları... Hastane kapılarında yaşanan çileli gün ve geceler. Toprağın bağrına bıraktığımız sevgililer, canlar ve cananlar. Cezaevlerinde bitmeyen günler, haftalar ve yıllar... Hepsi hayat denen bu dünyada başımızdan geçen iyi ve kötü hatıralar.... Dünyalık işleri tamamlamak için tüketilen ömür sermayesi. Dedelerimizin, Babalarımızın bitiremediği işleri bizler mi bitireceğiz? Çocukluktan, büyümeği, askerliği, izdivacı ve geçimi düşünerek geçen bir zaman. Nereye gidiyor bu insanoğlu? Neden yaşıyor bu misafirhanede? Görevi nedir? Vazifeleri nelerdir? Görevini ve vazifesini bilenlerin mutlu ve huzurlu yaşadığı bir misafirhane. Hayatı sadece dünya olarak görenlerin ıztırap ve çile çektikleri geçici bir alemdir dünya. İnsanlar zamanı doldurmak için geldiği dünya dan vaktini doldurunca asli memleketine gidecek. Demek ki; dünyada, bizde belirli biz zaman için geldik... Zamanın geçmesini durdurmak elimizde değildir. Elimizde olanların kıymetini bilip, şükrünü eda edebildiğimizde mutlu olacağımız bir mekandayız. Bu mekanda olup bitenlere çok fazla takılıp kalmak akıllı insanların işi olmamalıdır. Ne mutlu dünyada görevini layığı ile yerine getirip göçenlere..
|