En son sofranıza misafiriniz ne zaman geldi?
Abdullah UZUN
Bizim şanlı tarihimize yön veren ecdadımız bir çok konuda bizlere örnek olduğu gibi misafir karşılama ve ağırlamada da aynı hassasiyeti göstermişlerdir.
“Acaba neden soframıza misafir gelmez oldu?”” Evin bereketi mi gitti?” “Allah rızkımızı mı daralttı?” Bunlar günümüzde aileler arsında konuşulur hale geldi.
Hatta, o zamanlar sofra kuruluyken gelen kedi, köpek, kuş, tavuk her ne varsa onun da rızkı verilirdi. Bir nevi misafir muamelesi görürdü.
Sofralar kurulurken mutlaka bir kaşık fazla getirilirdi. Misafir gelirse, ya da görünmeyen misafirler rızıklansın diyerek.
Sofraların Halil İbrahim sofrası olması için dua edilirdi.
Hatta kimin sofrası bol misafirden nasiplenirse o kişiyi mutlaka Hızır (a.s) ziyaret edeceği söylenir, böylece herkese misafirlerini çoğaltma yarışına girerdi.
Misafir almayan kişilere de pek hayırlı nazarla bakılmazdı.
Hele sofra kuruluyken bir eve misafir geliyorsa, bu Allah’ın tam bir lütfu olarak düşünülürdü.
Ya şimdi ne durumdayız?
Akşam evde hanım ve çoluk çocuk bir araya gelip bunun muhasebesini yaptık.
Ben “ Niçin, eskiden olduğu gibi misafirlerimiz sofralarımıza bereket için gelmiyorlar?
“ Hatta o zamanlar imkanlarımız bu denli misafir karşılamak için yeterli de değildi?”
“ Babam kıt kanaat kazandıklarını, bir yandan çoluk çocuğuna yedirmeye çalışırken, diğer yandan misafir eve getirirdi. Biz de buna çok sevinirdik. Önümüze konan tastan hep beraber kaşıklardık. Ve bitmesi gelmezdi.” Dedim Ve yine devamla;
“Özellikle Ramazanlarda bu daha da artardı. Komşular tam yemek zamanı kapıdan içeri girer soframıza ortak olurlardı?”
Zaman akıp giderken bizi dönüştürdü, hayatımıza giren eşyanın varlığını algılayışımız değişti.
Bu yüzden ne ömürlerimizde, ne sofralarımız, ve ne de kalbimizde bereket kaldı.
Aynı apartmanda birbirine yabancı komşular, gençler kendi dünyalarında yaşıyorlar.
Akşamın alacağa karanlığı bastığında aileler kapılarını dışarıdan kilitleyerek odalarına çekiliyorlar.
Adeta “kapı çalınmasın. Bu saatte misafirin kahrını çekemem” düşüncesi ile yatağa giriyor.
Hele bir de o akşam kalıcı bir yakınınız gelmez mi işte gör o zaman evin hanımını.
“Nerden çıktı şimdi bu da”? belki diyemez ama tavırlarından siz onu çok iyi anlarsınız
Bırakın yabancıyı akrabasını bile misafir olarak gelmemesini isteyenler vardır.
Biz aslında böyle davranarak bir kuşak sonrakileri olumsuz örnek oluyoruz.
Peki iki kuşak sonra çocuklarımız ne hale gelecektir?. Onu da siz hesap edin.
Belki de babalarını ve analarını evlerine misafir etmeyecekleridir.
Sahabeler “ Biz fakirliğe dayandık, ama zenginliğe dayanamadık” derlermiş. Zenginliğin imtihanından ve fitnesinden Allah’a sığınırlarmış.
Aslında misafir kabul etmenin zenginlik ve fakirlikle de alakası yoktur.
“Misafir bir yer, on bırakır” ah bir anlayabilsek.
Bu yüzden evlerimizin bereketi kalmadı.
Eskiden kapılarımıza gelen kediler, camlarımıza misafir olan martı ve güvercinlerden de eser kalmadı.
Onlar da kendi hal ve tavırlarıyla bizim cimriliğimizden dolayı uğramaz oldular.
İsraf ederek çöplere döktüğümüz yiyecekleri hesap etmeye kalkacak olursak bu yemeklerle onlarca misafiri doyuracağımızı anlayacağız.
Ülkemizde günde 120 milyon ekmek üretilip bunun 12 milyonu çöpe gidiyor. Bu çöpe giden ekmeklerden binlerce aç ve sefil kardeşimizin karnı doyardı.
Ne ele verebiliyoruz , ne de biz yiyebiliyoruz. Nedir bu gaflet?
Tabii her şeyden önce gönül sofralarımızın genişlemesi gerekiyor ki, cimrilikten kurtulup, paylaşabilecek bir ele sahip olabilelim.
Şimdi soralım bakalım kendimize: “ En son habersiz gelen bir misafir ağırlayalı ne kadar zaman oldu?..”
|