MUHAMMET ŞEREMET Gençliğin nereye gittiğini hiç düşündük mü? Veya gençliğin içinden geçtiği günleri ve içinde bulunduğu çıkmazı, en önemlisi hedefsizce yol alarak kabir kapısına hazırlıksız gidişini düşündük mü? Belki bir kısmımız ilk defa bu tür bir soruyla karşılaşıyor veya ilk defa böyle derin bir düşünce deryasına dalıyor. Ama düşündükçe, gençliğin ekserisinin bir bunalım ve arayış içerisinde olduğu görülecektir. Bu bunalım ve arayışların getirdiği ümitsizlikle millete ve devlete ne kadar az fayda vereceğini göreceğiz. “Gençlik esasen hakikati arama çağıdır. Fikirlerin en uyanık, en zinde, en coşkulu yaşanması gereken bir çağdır. Ama gençlerdeki fıtrî heyecan daha çok başka şeylere kanalize ediliyor. Kendini ve kâinatı keşfetme yönünde kullanılması gerekirken maalesef gençlik gaflete itici, uyutucu oyunlara, hevesatlara, eğlencelere kanalize ediliyor.” Peki gençliğin dünya gündeminde sürekli ilk sırada olduğunu biliyor muydunuz? Gençlik dün de gündemdeydi, bugün de gündemde ve yarın yine gündemde olacak. Çünkü bir devletin ve milletin kalkınması için en önemli unsur; gençliğin problemlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Evet, bir insan için gençlik çağı ne kadar önemli ise, gençliğin problemlerine çare bulmakta bir devletin geleceği için o kadar önemlidir. Ülkemiz gençlik açısından çok şanslı bir ülke. Dünyanın birçok ülkesinde olmayan bir avantajımız var. Yapılan istatistikî verilere göre, toplumumuzun yüzde 25’i 16-22 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Bu, Türkiye’nin AB kapısında bulunduğu şu günlerde yarına umutla bakması için çok büyük önem taşıyor. Bugün eşiğinde bulunduğumuz Avrupa Birliği ülkelerinin en önemli sorunlarından birisi, genç oranının yetersiz oluşu. Bu ülkeler “çekirge afeti” ile boğuşmak zorunda kalıyorlar. Çünkü gençleri boşlukta ve bir arayış içerisinde. Bugün ülkemize de baktığımızda maalesef buna benzer bir çok örnekle karşılaşabiliriz. Bu örneklerin meydana gelmesindeki en önemli unsur ise gençlerin sorunlarının pek kale alınmamasıdır. Bir hocamın bana söylediği gibi: “Genç yalnız kaldı. Hıçkırıklarla, boğuk bir havadan, sürekli bir başına olmanın aczi yetini soluyor. Yalnızlığın en mahzun, en titrek müziğini yapıyor daima. Yalnızlık üstüne şiir, yalnızlık üstüne şarkı, yalnızlık üstüne ölüm yazıyor. Genç neslin en büyük ızdırabı budur.” Bundan da anlaşılacağı gibi birçok genç bundan şikâyetçidir.
Saygılarımla….
|